Nisan 2017

KEMÂL KAPLAN
28 Nisan 2017

2015 yılında NOKTA Dergisi'nde yayınlandıktan sonra, derginin kapanmasına neden olan bir dizi olayı tetikleyen "AKP Günlükleri"nin yayını mahkeme kararıyla kaldırılmıştı. 

16 Nisan 2017 tarihinde referanduma gidecek olan Türkiye'de, sorumlu gazetecilik anlayışı çerçevesinde, halkın haber alma özgürlüğünün engellenmemesi gerektiğini düşündüğümden,AKP'li kurmayların yasaklanan konuşmalarını, sonucu ne olursa olsun yayınlamaya karar verdim. 

1 Eylül 2015 tarihinde AKP'lilerin yaptığı konuşmaların yer aldığı NOKTA DERGİSİ'nde yayınlanan haber aşağıda:

**********

AKP’lilerden inanılmaz itiraflar: 
"Bizden nefret edenler artıyor...Eriyoruz..Gerçek oyumuz...’

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin önemli kurmayları 7 Haziran seçimleri sonrası ortaya çıkan tabloyu masaya yatırıyorlar. Hem yaklaşmakta olan kongreye hem de ufukta beliren yeni seçime hazırlık konuşuluyor. AKP’lilerin toplantıda muhalefetin yaptığı eleştirileri bir bir itiraf etmeleri dik muhalefetin yaptığı eleştirileri bir bir itiraf etmeleri dikkat çekiyor.

Tarih 1 Eylül 2015….

Masanın etrafında oturanlar: Ömer Çelik, Mustafa Şentop, Taha Özhan, Erol Olçok, Lütfü Elvan, Taner Yıldız, Ali Sarıkaya, İbrahim Dalmış, İbrahim Uslu, Hatem Ete, Efkan Ala, Ertan Aydın, Faruk Çelik, Mücahit Arslan ve Mahir Ünal.

Masada oturanlar neden kaybettiklerini ve neden kaybetmeye devam edeceklerini birbirlerine itiraf ediyor. Tespitlerin masada kaldığı ve Saray’da kabul görmediğini ise yaşananlar kanıtlıyor.
AKP’nin ezdiği tüm kesimler için “Nasıl ki 28 Şubat’ta bize zulmedenler bize karşı direnemediler. Biz de bu kesime karşı koyamayacağız”cümlesi dikkat çekiyor.

ÖMER ÇELİK: 
Dün yapılan toplantıda önemli tespit ve teklifler yapıldı. Bunların her biri üzerinden tekrar geçeceğiz. Bu tip değerlendirmeler kendi resmimizi çekmemize de vesile oluyor. Koalisyon görüşmeleri esnasında hem CHP hem de MHP’yi gördük. O partilere kıyasla AK Parti’nin çok daha ileride olduğunu gönül rahatlığı ile ifade edebiliriz. AK Parti kalitesinin karşılığı kesinlikle yüzde 41 değil. Buradan bir başarı çıkmazsa, bunun üzerimizde ciddi vebali olur. Fakat biz hala yüzde 90 tespit, yüzde 10 teklif düzeyindeyiz.

Elimizde 50’ye yakın gündem maddesi var. Kadın, Genç, Çözüm Süreci, DAEŞ, Dış Politika ve Ekonomi gibi başlıklarımız mevcut. Heyetteki arkadaşlarımız kendilerine uygun gördükleri, formasyonu, yönelimleriyle uyumlu başlıkları belirleyip o konular hakkında “şöyle bir siyaset izliyorduk, devam ettirelim, ya da şu değişiklikleri yapalım” diye somut öneriler getirirlerse hem Kongre hem de seçim kampanyasına çok faydalı olur.

Bir çoğumuzun yazın geçmişi ve entelektüel geçmişi var. Ama bu masada sadece siyasi analiz yapmak yerine siyasetçi olup somut öneriler sunmamız da gerekiyor.
Bu heyet her sabah yarım saat güncel konuları tartışsın.
Türkiye ve bölgedeki genel gazeteci tutuklamalarına ilişkin bilgi notu istenilsin.
Bu heyetteki arkadaşlar medyayı da dolduran isimler. Arkadaşlar televizyona çıktıkları zaman medya üzerinden kitleyi kongreye ısındırmaları iyi olur.


“AKP’nin soyu kuruyor”


İBRAHİM USLU (SUNUM):
-AK Parti Kadın seçmen avantajını uzun bir süre elinde tutmuştu fakat artık bunu kaybetmeye başladı. Önceden Kadınların Erkek seçmene oranı 55’e 45 iken şimdilerde bu oran eşitlendi. Karşılaştırmalı bir analizle bakılırsa AK Parti’ye destek veren kadınların yüzde 13’ü AK Parti’yi desteklemeyi bıraktı. Bunu en temel sebebi ‘hayat tarzı kaygısı’dır. AK Parti vitrininde oyun kurucu kadın aktörün olmaması da bir başka etken.

-Kadınlar Gençlere nazaran daha kazanılabilir bir yerde duruyorlar. AK Parti’nin bu seçim kampanyasında ciddi bir ‘Kadın kartı’ oynaması gerekiyor.
-Benzer şekilde Kürt seçmen de ayrılık sinyalleri vermeye başlamıştı fakat AK Parti bu olguyu da görmezden gelmeyi tercih etti. Uzun yıllar “Kürtlerin asıl temsilcisi biziz çünkü daha fazla oy alıyoruz” klişemiz alt üst oldu. Şu an Kürt seçmenin yüzde 57’si HDP’yi ve ancak yüzde 31’i AK Parti’yi destekliyor.
-AK Parti Ege ve Akdeniz’de güç kaybediyor. Bu bölgedeki iller çevre illeri de enfekte ediyor. 7 Haziran’da en büyük düşüş Doğu Anadolu Bölgesi’nde yaşandı. Artık o bölgede de birinci parti HDP oldu. AK Parti bu trende göre İç Anadolu ve Karadeniz’e sıkışan bir bölge partisine dönüşebilir. Ayrıca gençler de AK Parti’nin başarı oranı çok düşük. Sadece 18-24 yaş arası grup değil. 25-35 yaş arasında da oy kaybetti. Bunun siyasi açıklaması AK Parti’nin soyunun kurumasıdır. Başarısız olduğumuz illerdeki sıkıntılar çözülmüyor, aksine katlanarak artıyor.
-AK Parti muhalefet partilerini eleştirdiği noktaya doğru savruluyor. Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerini kaptıran AK Parti’nin Türkiye ortalamasının üstünde oy aldığı sadece iki bölge kaldı: Karadeniz ve İç Anadolu.
-Eskiden seçmen AK Parti’yi başarılı bulsa da ideolojik nedenlerden ötürü oy vermeyebiliyordu. Şimdi ise Hükümetin başarılı bulunma oranı o kadar düştü ki, Hükümet icraatlarını beğenmese bile oy veren yüzde2-3’lük bir kitle oluşmaya başladı.
-Seçimde etkili olan konu başlıkları en önemliden en önemsize doğru şu şekilde sıralanmaktadır: Çözüm Süreci, Yolsuzluk, Demokrasi ve İnsan Hakları, Dış Politika, Gençlik, Kültür ve Terörle Mücadele.
-Aralık 2014 itibariyle, AK Parti seçmeninin sadece yüzde 7’si yolsuzlukla suçlanan dört Bakanın masum olduğuna inanıyordu. Bu veriler AK Parti’nin elindeydi fakat her hangi bir adım atılmadı.
“Kibir, israf ve gösterişle anılıyoruz”

İBRAHİM DALMIŞ (SUNUM):
Yeni seçmen arasında HDP ve MHP ortalamanın çok üstünde, CHP ortalama civarında, AK Parti ise ortalamanın çok altında bir oy almıştır.
HDP %25 (13)
MHP %24 (17)
CHP %25 (25)
AK Parti %22 (41)
Yolsuzluk Algısı (4 Bakan + Belediyeler)
AK Parti içi uyuşmazlık (Ocak-Şubat aylarına denk gelen bu tartışmalar AK Parti nin oylarını %47 den 44 e düşürmüştür)
-Merkez Bankası olayı
-Hakan Fidan adaylığı
-Çözüm Süreci
-Şeffaflık Paketi
-Bülent Arınç ve Melih Gökçek
Başkanlık Sistemdeki Belirsizlik ve muhalefetin bu başlığa yüklenmesi
AK Parti kadrolarının kibir, israf ve gösteriş ile anılması
Hükümet icraatlarındaki Yetersizlik (Açık uçlu sorularının ilk sırasında)
Yine bu kapsamda reformların halka anlatılamaması.
Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra Hükümeti başarılı bulanların oranı alınan oy oranının altına düşüyor. Yüzde 56’larda olan beğenilme oranı Mayıs 2015’te yüzde 39’a kadar düştü.
2011’de AK Parti’ye oy verip 2015’te vermeyen kişilere yapılan ankette “Neden AK Parti’ye oy vermediniz?” sorunun verilen cevaplar;
Hükümet icraatlarının yetersiz bulunması
Yolsuzluk algısı,
Cumhurbaşkanı’nın siyasi tarzı ve kutuplaşma ve
Çözüm Süreci ve Kürt sorununa yaklaşım olarak çıkmaktadır.

“Biz sadece AKP cemaatine konuşuyoruz”

ÖMER ÇELİK: 
Oylardaki oynamanın dönemsel durumlardan ziyade nedenlerine odaklanmak gerekiyor. Sunumda belirtildiği gibi Ege ve Akdeniz’deki AK Parti karşıtlığı çevrelerindeki illeri de enfekte etmeye başlamış. AK Parti’ni nen temel argümanı her bölgeden ve her kesimden oy alabilmesidir. Eğer bu olgu da AK Parti’nin elinden gidiyorsa sıkıntılı bir durumla karşı karşıya olduğumuzu bilmeliyiz.
Hayat tarzı ve Kadın mevzularının somut politikalardan ziyade retoriğe ait bir sıkıntı olduğunu belirtmekte fayda var. Hangi adım atılırsa atılsın üslubumuz ve bakış açımız AK Parti’yi bu alan hapsediyor. AK Parti siyasetçileri bu konularda daha dikkatli ve kapsayıcı bir tutum benimsemeliler.
AK Parti’de siyaset yapan Kadınlar söylem kurma yetisine sahip değiller. HDP’li kadınlara bakıldığında herhangi bir konuda rasyonel bir mimari ile konuşup dertlerini ifade edebiliyorlar. Bölgede AK Parti’den daha az oy aldıkları bir dönemde bile söylem üstünlüğü onlardaydı. Şimdi oy üstünlüğünü de ele geçirdiler.

AK Parti kadın meselesini başörtüsü meselesine indirdi. Kadınlarda yüzde 13 gibi bir kaybımız olduğu belirtiliyor. Keza imam-hatip mevzusu da sürekli dilimizde. Sadece bu meselelerde değil, bir çok konuda sadece AK Parti cemaatine konuşuyoruz. Toplumun geri kalanına bir mesaj veremiyoruz.

“28 Şubatçılar bize diremedi, biz de direnemeyeceğiz”

FARUK ÇELİK: 
Kamplaşma mevzusu çok tehlikeli. Biz bu kampta azınlığız. Yetkili ve etkili olduğumuz için farkında olmuyoruz ama nasıl ki 28 Şubat’ta bize zulmedenler bize karşı direnemediler. Biz de bugün bu kesime karşı koyamayacağız.

EFKAN ALA: 
Biz Çözüm Süreci üzerinden PKK’ya silah bıraktırıp onları siyasete kanalize etmeye gayret gösterirken; seçim stratejimiz çerçevesinde HDP’yi baraj altında bırakmayı hedefledik. Bu şekilde kendi siyasi planlarımızla çelişmiş olduk.

EROL OLÇOK: 
AK Parti Hükümetleri zamanında gençler için muazzam yatırımlar yapıldı. Üniversiteler, burslar, yurtlar hep bizim zamanımızda açıldı. Boğaziçi mezunu bir Başbakan ve değme üniversitelerden mezun Bakanlarımız var. Fakat bir tane AK Partilinin kendi açtığı üniversiteye gidip konuştuğuna şahit olamadık. Neden? Muhalif olmalarından mı korkuyoruz? Çok rasyonel bir tutum değil. O yüzden, bu seçim kampanyasında 10 tane marka ismimizin üniversitelere gidip konuşma yapmalarını bekliyoruz.

“Eğitim düzeyi yükseldikçe oyumuz azalıyor, yeni üniversiteler açarak kendi kendimizi bitiriyoruz”

TANER YILDIZ: 
7 Haziran seçimleri kimlik siyaseti üzerinden şekillendi dedik fakat araştırma sonuçlarından bu bulgulara pek fazla rastlanmamış. Bizim görüldüğü üzere teşhis koyma ya da bilgi eksikliği gibi bir problemimiz bulunmuyor. Sıkıntımız tedavi bulma noktasında. Tıkandığımız noktaları güzel bir şekilde belirleyip üstüne gitmemiz gerekiyor. Yolsuzluk konusundaki son durum nedir? 13 yıldır AK Parti’nin yolsuzluk yaptığı mı düşünülüyor yoksa sadece bu 4 Bakan üzerinde mi yoğunlaşma var? Neyse bilelim tedavi edelim.
9 puanlık düşüşü açıklayan toplamda 10-11 tane madde var. Bazıları yapısal sıkıntılar ki iki ayda çözüm bulamayız ama bazıları ufak değişikliklerle hallolabilecek konular. Eğer bunların getirisi yüzde4-5 civarında olacaksa sadece bunları belirleyip odaklanalım.
Kadın konusunda bizim kadınlarımızın bir inanmışlık problemi bulunuyor. HDP’li kadınlar inandığı başka hiç bir hesap gütmüyorlar ama bizim kadınlarımız hep çifte muhasebe yaparak konuşuyorlar ve inandırıcılıklarını yitiriyorlar.
Bu heyetin mutfak işlevi görüp sahada olacak kişilere söylem zenginliği kazandırma gibi işlevi olmalı.
Konu başlığı ne olursa olsun AK Parti’de siyaset yapan kişiler kendilerini Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın söylemlerine hapsediyor. Kritik konularda onlar yanlış açıklamalar yapsa da onların yanlışları savunulmaya devam ediliyor.
Eğitim oranı yükseldikçe bize oy verme oranı düşüyor. Neden? Bu mantıkla her şehirde üniversite açmak kendi kendimizi bitirmek anlamına geliyor.

“Gençliğe yönelik tek ciddi çalışmamız yok”

ALİ SARIKAYA: 
Gençler gençliğin getirdiği dinamiklerle hareket etmek yerine hiç de ilgilenmemeleri gereken konularda konuşuyor. Başbakan nerede yanlış yaptı, koalisyon konusunda nasıl hatalar yapıldı gibi konular tartışılıyor. Her biri yüksek siyasi otorite gibi fikirlere sahipler. Medyada, üniversitede, yurtlarda teşkilat mensubu tek bir gencimiz bulunmuyor. Bu tabii ki de iki ay içerisinde çözebileceğimiz bir mevzu değil. Dışişleri’ndeyken, 100 tane vakfa haber edip eleman alacağımızı duyuruyordum, 5 tane isim gelmiyordu. Gelenlerin de yağ puanı eksik oluyordu ya da dil puanı olmuyordu. Fakat cemaat 100 kişilik dört dörtlük bir liste yollayabiliyordu. Gençliğe yönelik ciddi tek bir çalışmamız bulunmuyor.

İBRAHİM USLU: 
Aynaların kör noktaları olduğu gibi partilerin de kör noktaları bulunuyor. AK Parti için Ege ve Akdeniz bölgeleri de böyle. Ege’den AK Parti yönetiminde ya da Bakanlık düzeyinde bir isim yok. Aday değişiklikleri ile de olmuyor.
Kürtler konusunda da Rojava ve Suriye eksenli gelişmeyi kimse kestiremedi. Partinin bir Kürt masası olsaydı. Sadece o konuda araştırma yapan şirketlerimiz olsaydı, üç aşağı beş yukarı ne tepki verebileceklerini ölçebilirdik.
Türkiye geneli çalışmalar bize bir resim veriyor fakat detaylara inemiyoruz. Bu yüzden somut olarak Kürtlere, Akdeniz ve Ege’ye yönelik çalışma grupları oluşturup bölgenin ve insanının hassasiyetlerini ön görebiliriz.

“AKP gençlik kolları ile gençleri kazanamayız”

TAHA ÖZHAN: 
Kürt meselesi bağlamında biz önümüzdeki gerçekliği reddeden bir tavra büründük. Açık konuşursak gerçekliği reddetmemiz bilinçli bir tercihti. Erzurum bunun en bariz örneği. Sosyolojiye karşı mücadele ediyoruz. Erzurum’da Kürt olduğunu ısrarla kabul etmedik. Kabul etmeye yanaştığımız noktada ise iş çok tan bitmişti.
Gençlik konusunda ise genel olarak gençler ve AK Partili gençleri birbirinden ayırt etmek gerekiyor. Bizim gençlerimiz herhangi bir gerçekliğe tekabül etmiyor. Radikal bir karar almamız gerekiyor. Parti içerisinde gençlik kolu gibi bir yapılanma olduğu sürece biz gençlikten bir sonuç alamayız. Kısa süre içerisinde sonuç almak için bir gençlik ‘focus grubu’ oluşturup gençlerin dertlerini, isteklerini dinleyebiliriz. Bu kapsamda beyannamede ve Başbakan’ın kongre konuşmasında bir mesaj verelim. Seçim kampanyası sırasında da Başbakan 7 bölgede 7 üniversitede konuşma yapsın.
Gençlerden ve özellikle 28 yaş altı kadınlardan aday gösterelim. Listelerin sonunda dahi olsalar sahada gözüksünler.

“Cumhurbaşkanı bize direktif versin ama sahaya inmesin”

İBRAHİM DALMIŞ: 
Seçim sürecinde önümüzde durması gereken ve çözüm üretilmesi gereken sorunlar var. Ekonomi iyi olsa 50’yi geçerdik ama bize bağlı değil. Terör de şu an listenin en üst sırasında yer alıyor. Bu kapsamda;
-Seçim sonrası Hükümet kurulamamasından ötürü endişe duayn bir kitle var. Bu yüzden, kampanyaya istikrar teması yedirilmeli ya da güçlü bir şekilde işlenmeli. Bu kitle devletçi, muhafazakar, orta sınıf ve çoğunluğunu kadınların oluşturduğu bir grup. Bu vurguyu etkili bir şekilde işlersek, 2-3 puan kazanabiliriz.
-Neden koalisyon kurulamadı meselesini de iyi anlatmak gerekiyor. Şu an ülke ekonomik olarak kötü bir durumda ve her gün birileri ölüyor. Gerek Hükümet kurulamaması gerekse de cenazelerden ötürü gayri-ciddi bir tavır bize kaybettirir. Karşı tarafı çok kötülemeden bu işin neden çözülemediğini anlatmamız gerekiyor. İnsanlar ölüyorken, sakın ha yılışık bir görüntü vermemeye dikkat edelim.
-Terörle mücadele konusunda da net mesajların verilmesi gerekiyor. Ne hedefliyoruz? Muradımız ne? PKK silah mı bırakacak yoksa kaybedersek biz mi silah bırakacağız? Sonuç her ne olursa olsun insanlara karşı samimi olmakta fayda var.
-Şehit cenazelerine sahip çıkmalıyız çünkü onlar bizim cenazemiz. Biz boş bırakırsak MHP o alanı çok güzel domine eder.
-İki başlı görüntü tahammül edilecek bir mesele değil. Bu masa Cumhurbaşkanı’ndan direktif alsın ama kendisinin sahaya inmesi başka bir durum yaratıyor. Başbakan da az miting yapmalı. Günde iki miting sadece antipati yaratıyor. Ayrıca, Başbakan’ın konuşmaları kimseye hitap etmiyor. Kesinlikle profesyonel bir konuşma eğitimi almalı.
-Başkanlık sistemi tartışmasına kesinlikle girmeyelim. AK Parti tabanında bile her hangi bir karşılığı bulunmuyor. Sadece zarar ettirir.
-Milletin gündemiyle bizim gündemiz 7 Haziran’da birbirine uyuşmadı. Başbakan milletin gündemi her ne ise onun hakkında konuşmalı.

“Ceceli ve Kutluay’ı aday yapalım”

FARUK ÇELİK: Bu ara dönemi iyi değerlendirip geleceğe yatırım yapmamız gerekiyor. 2 ay sonrasını zor değiştiririz. Bu masa etrafında biz 2019’un alt yapısını hazırlayabiliriz. Neden oy kaybediyoruz sorunun cevabı gayet basit. Önümüzde üç tane mesele var: Alevi Meselesi, Kürt Meselesi, Hayat Tarzı Meselesi. Bu konular için güçlü mesajlarımız olsun. Somut önerilerle halkın karşısına çıkalım. Hayat tarzı meselesi Ege’de neden olmadığımız ile doğrudan ilintili. Orada bir göçmen kültürü var bizim hiç bir şekilde nüfuz edemediğimiz.
Beyannamemize artık genç, kadın, siyasi kimliklerin özgür olacağını, taleplerinin karşılanacağını yazalım. Artık uğraşmayalım bu meselelerle.
Doğu’da da somut şeyler üzerinden gidelim. Zarar etsek de oraya yatırım yapıp istihdamı artıralım. İnsanları hayata bağlamamız gerekiyor. Diğer türlü bu koşullar altında oranın normale dönmesi mümkün değil. Bu şekilde Kürt gençlerini toplumsal paydaya katabiliriz.
Gençler idoller üzerinden hareket ederler. Mustafa Ceceli, İbrahim Kutluay gibi isimleri partiye kazandıralım, aday yapalım. (Bu toplantıda konuşulanlar çerçevesinde İbrahim Kutluay’a adaylık teklif edildi. Ancak Kutluay geçen hafta teklifi reddetti. NOKTA)
Doğu’da yerel aktörlerimiz PKK, KCK gibi terimler kullanıyor. Hiç birisi terör diyemiyorlar. Bölgedeki, söylem, eylem ve adaylarımız doğru olmalı. PKK’nın söylem üstünlüğünü kabul eden kişilerle yol alamayız.

“Gençleri yurtdışı gezilere götürüp tavlayalım”

EFKAN ALA: Gençlik konusunda partinin bir dil değişimine gitmesi şart. Gençlik Kolları Başkanı kesinlikle vekil olmasın. Alperen ve Ülkü Ocakları tarzında bir yan yapılanmamız olsun. (Osmanlı Ocakları’nın varlığı sadece AKsaray’ın bilgisi dahilinde mi kaldı? NOKTA) Üniversitede her üyemize +1 kotası koysak, gençleri bir şekilde yurt dışı gezileriyle tavlasak ayaklarını buraya alıştırsak ve ne istiyorsan, neyi değiştirmek istiyorsan gel buraya demokratik yöntemlerle değiştir dersek bu aşı tutar.
Bizimle uyumlu çalışabilecek rektörler atansın. Sadece imam hatipli gençleri değil Her genci bize kazandırabilecek bir politika ile yönetilsin üniversiteler.
Genç kızlara önem verdiğimizi ayrıca belirtelim.
Yurtlarda gençler birinci sınıfta açıkta kalırken üçüncü sınıf öğrencileri yurda alırken öncelik veriyoruz. Bunun tam tersi olmalı.
“Siyer ve Kuran dersleri tercinh edenlerde yüzde 100’lük düşüş”
Seçmeli siyer ve Kur’an derslerinde ilk başlarda katılım yüzde 60 iken, şimdilerde yüzde 30’a düşmüş bu konuların üniversite sınavında soru olarak gelmesi durumunda bu çocuklar bu dersleri tekrardan seçmeye başlarlar.
Dünyayla entegre önü açık gençlerin AK Parti’ye kazandırılması projesini kavramsallaştırıp bir mesaj olarak duyuralım.

“Aslında bizim oyumuz yüzde 25”

MÜCAHİT ARSLAN: 
Her ne kadar yüzde 41 oy almış olsak da biz aslında yüzde 25’lik bir partiyiz. Biz istikrarı temsil ettiğimiz ve Merkez sağ ve muhafazakar bir alternatifimiz olmadığı için biz yüzde 41 oy aldık. Son dört yıl içinde lale devri yaşıyoruz ve toplumsal olanı gözden kaçırıyoruz. Bu yüzden istikrar ve muhafazakarlık temaları ön planda olmalı.
Olaylara bakış açımızı değiştirmemiz gerekiyor diğer türlü başaramayacağız. Her kesim için onların ne düşündüğü, bizim ne düşündüğümü ve orta yolun ne olduğu konusunda bir karara varmamız gerekiyor.
Klişelerden de uzak kalalım. Neden Kürt yok, neden kadın yok mevzuları çok ezber. Gerçek anlamda Kürt bulamıyorsun. Bulsak dahi neden HDP yerine bizi tercih etsin. Kadın konusunda da benzer şekilde sadece kadın olduğu için koyunca hiç bir anlamı olmuyor. Eğer Sünnileşmemişse Alevi aday koyalım, hiç bir sakıncası yok.
Atamalarımızı liyakata göre yapalım. Diğer türlüsü bizim için oldukça fazla maliyet üretiyor. Kendi adamlarımıza güvenemediğimiz bir noktaya geldik en sonunda.
Önümüzde en yakın MKYK listesi var. O listeye giren her bir isim o makamı hak etmiş olmalı. Yok sadece 3-5 kişinin listesi olacaksa bırakalım gidelim. Partide en son o üç-beş kişiye kalır.
Kampanya ile değişim isteğimizi belli etmemiz gerekiyor.

FARUK ÇELİK: 
Somut örneklerle konuşmak gerekirse; kadınların geçmiş doğum zamanlarında sigortalarını kabule delim, bütün kadınları ilgilendiren bir mesele. 60 yaşında primi dolmayan kişileri kısmi de olsa emekli edelim. Bu şekilde bekleyen 4 milyon insan var. Emekli olup çalışana ceza gibi uygulamalar var. Bunları da kaldıralım.

TANER YILDIZ: 
KÖYDES ile Ağrı’ya para yağdırdık. Ağrı’daki vatandaşların yüzde 78’ine dokunan sosyal projelerimiz var. Toplamda 324 milyon TL sosyal yardımda bulunmuşuz. Sonuç? Bizim en iyi yolumuz Bitlis-Tatvan arasındaki yoldur. Demek istediğim şu ki biz ana meseleyi halletmeden bu konulara odaklanmak bir sonuç üretmiyor. HDP hemen tersine çevirebiliyor. Bu yardımlar zaten AB’den geliyor gibi bir propaganda ile rüzgarı tersine çeviriyor.

“Nefret kitlemiz artıyor, sevmeyenler nefret etmeye başladı”

ERTAN AYDIN: 
Biz çalışmalarımızla alt yapıyı zenginleştirdik ama kültür, demokratikleşme gibi üst yapıyı ilgilendiren konularda adım atsak dahi etkisiz kaldık. Üniversitelere biz yatırım yaptık ama biz gitmezken Kemalist dinozorlar üniversitelerde cirit atıyorlar.
Bizim nefret kitlemiz artıyor. Hükümet beğenisi ve oylar birbirine eşitlendi. Artık maksimum yüzde 45 alabiliriz. Sevmeyenlerin de artık nefret ettiği bir ortam oluştu. Bunun için biz de özel bir çaba harcıyoruz. Soft power yöntemlerini hiç kullanmıyoruz.
CHP ve HDP açılım üstüne açılım yaparken biz korkuyoruz. Bizim de açılım yapıp Nişantaşı ve Cihangir’e talip olacak bir dil belirlememiz gerekiyor.
Üniversite mezunlarına iş bulana kadar bir yıl maaş verebiliriz.
Öğrenci değişim programlarını artırabiliriz
Kültür yatırımlarını artırabiliriz.
Sanatçıları kazanıp gençleri de ikna edebiliriz.

“Gençleri şekillendirme çabasından vazgeçelim”

LÜTFÜ ELVAN: 
Gençleri kendi istediğimiz şekillendirme çabasından vazgeçmeliyiz. Bizim gençliğimiz sadece tekbir getirince diğer gençlerin bize yaklaşabilmesi hiç mümkün olabilir mi? Bu yüzden Kongre’de gençliğin özgürlüğüne apayrı bir vurgu yapmamız gerekiyor.
100 bin genci stajlarla yurt dışına gönderip, 10 bin gence hibe vererek kendi işlerini kurdurtabiliriz.
Genç istihdamına yönelik mesajlar verelim.
Yerel düzeyde kadın meclisleri kurabiliriz.
100 bin kadına evde üretim teşviki yapabiliriz.
HDP vekilleriyle daha sıkı ilişkiler kurmalıyız. Yapıcı ve birleştirici bir tarz belirlemeliyiz.
Terörle mücadele ve milli konularını beraber işleyebiliriz.
Alevileri patlama noktasından çekip rahatlatacak adımlar atmalıyız.
Kongre’de Belediyelere ve Yolsuzlukla Mücadele konusunda güçlü mesajlar vermeliyiz.
Bürokraside AK Partili olmayanın yeri yok algısını kırmalıyız.

ÖMER ÇELİK: 
Yarınki gündem maddemiz sadece Kongre olacak. Başbakan Kongre’de ne demeli ve organizasyonda neler olmalı gibi konular işlenecek.
Faruk Çelik’ten 30 ilde kıl payı kaçırılan milletvekilleri konusunda ne gibi adımların atılabileceği konusunda bir çalışma bekliyoruz.
AK Parti siyasetin kimyası ve fiziğini birleştirmişti. Yani hizmet ve ideoliji konularını tek bir potada eritmişti fakat son dönemdeki gelişmeler bu alanların tekrardan ayrışmasına neden oldu. Bunu tekrardan harmanlayacak bir siyasete evrilmemiz gerekiyor.







Türkiye kamuoyu Ermeni sorununa ilişkin ancak tek taraflı, resmi bir bilgilendirmeye sahip. 1915 yılında ne oldu sorusuna verilen yanıt ise; "soykırım olmadı" , "karşılıklı çatışmaydı", "savaş hali vardı" , "önce onlar saldırdı" biçiminde yani olayların inkarından çok nitelik ve niceliğini tartışmaktan ibaret.
Peki , karşı tarafın tezleri ne? Bu, Türkiye kamuoyunca hiçbir zaman ayrıntılı biçimde öğrenilemedi.(Arka Kapak)
Buradan İndiriniz..


KEMÂL KAPLAN - 17 Nisan 2017

Oltalar atılıyor, çekiliyor... Misina uçlarında üç-beş parmak büyüklüğündeki istavrit, saatlerini harcayan balıkçıların tesellisi olsa da, büyük balığın hayâli hepsinin ortak noktası...

Nuri bu heyecanlı hareketliliği ne kadar bir süredir Galata Köprüsü üzerinde seyre daldığını bir an hatırlayamadı. Elindeki su şişesinden bir fırt çekerek, Eminönü'ne yöneldi. Mayıs ayının ılık rüzgârı henüz seyrelmemiş saçlarını yaladı. Sonra eliyle düzeltti. Kadıköy vapuru Nuri'nin iç dünyasını allak-bullak ederek feryad etti.

Haftanın bu günü, bu saatte hiç de alışık değildi buralarda gezmeye. Cumartesi öğlen gibi genellikle Beyoğlu'na çıkardı. Hem gün, hem saat, hem Eminönü onu biraz yadırgasa da, bir süredir işsiz olan Nuri'ye hepsi gönüllü eşlik etti. İstanbul avare dolaşacakların şehridir. İstanbul boş vakti olanların, gezme meraklılarının şehridir. Sabah-akşam işten eve-evden işe döngüsüne kendini kaptıranı İstanbul sevmez. 
Bazen kaçamak yapıp ya işten veya okuldan kaytarıp kadim şehrin cadde ve sokaklarında kaybolmazsan, İstanbul sana yâr olmaz. Onunla filört edebilmen, senin kaçamaklarına bağlıdır. Bir işkolik veya okuldaki bir inekle İstanbul asla cilveleşmez.

Sarayburnu'na geldiğinde bir kayanın üzerine çıkarak, dalgaları seyretmeye başlayan Nuri'nin gözü bir kargaya takıldı. Yere neredeyse bir metre mesafeden uçuyordu. Uçmuyor süzülüyordu. Yanında ise bir köpek ona eşlik ediyordu. Karga yere indiğinde köpek duruyor. Karga havalandığında köpek onun yanı sıra koşmaya devam ediyordu. 
Biri kanatlı, biri dört ayaklı iki hayvanın ortak hareket edişi karşısında Nuri şaşırıp kaldı. "Karga akıllı hayvan kim bilir neyin peşinde" diye mırıldandı. Bir süre devam eden bu durum, karganın yükselmesiyle sona erdi. Karşı kıyıdaki Haydarpaşa Tren Garı'na takıldı. Pek alışık olmadığı işsizlik onu fazlasıyla tedirgin ediyordu. Gözleri halen Haydarpaşa'nın üzerindeyken aklına Nazım'ın şiiri geldi.
....
"İşsiz kalırsam" diye düşündü 22 yaşında.
"İşsiz kalırsam" diye düşündü 23 yaşında.
"İşsiz kalırsam" diye düşündü 24 yaşında.
Ve zaman zaman işsiz kalarak "İşsiz kalırsam" diye düşündü.
...
Oturduğu yerden kalktı. Aklına sinema eleştirmeni rahmetli Nezih Coş'un tanıştırdığı Doğan Hızlan geldi. Hızlan'ı ilk gördüğünde nasıl da etkilenmişti. Entelektüelliği, kibar bir beyefendi olmasıyla gerçek bir burjuvaydı. Nuri'nin dünyasına son derece yabancı olan bu adam, Hürriyet Gazetesi'nin itibarlı kişileri arasındaydı. Onun öğretisinde; 'burjuva her zaman dışlanmalı, ülkenin kurtuluşu proleterya ile olacaktır.'

Lakin Nuri buna inanmayan ender komünistlerden biriydi. Burjuva demek; sanat, kültür, estetik demekti. Proleteryada bunların altyapısı yoktu. Proleteryanın sanatı anlayabilmesi için mutlaka burjuvaya ihtiyacı vardı...

Gülhane Parkı'nın kapısından içeri girerken, ağır bir hayvan kokusu karşıladı onu. "Dünyanın neresinde saray bahçesi, hayvanat bahçesine dönüştürülür acaba?" diye sordu kendi kendine.
Dev çınar ağaçlarının gölgesinde yürümeye başladı. Burada ceviz ağacının olmadığını bilse de, Gülhane parkına her geldiğinde kendini ceviz ağacı olarak kabul ederdi. Geyiklerin, pelikanların, yanından duraksamadan geçti. Sultanahmet kapısından dışarı çıkarak Soğukçeşme yokuşunu tırmanmaya başladı. Eski evler onu mest ediyordu. Çelik Gülersoy'un İstanbul'a kazandırdığı en mühim çalışmalardan biri de bu sokaktaki evlerdi. Hepsi özenle restore edilmiş ahşap Osmanlı evleri...

Sokağın bitiminden Ayasofya'yı tavaf edercesine meydana ulaştı. Doğan Hızlan'ı yeniden düşündü. Nuri'ye çok yakınlık göstermiş, mutlaka ziyaretine gelmesini istemişti. "Acaba..." deyip sustu. Sonra gözünü Yerebatan Sarnıcı'nın bulunduğu Yerebatan Caddesi'ne dikti. Kararlı adımlarla karşıya geçerek sarnıcın önünden hızla geçti. "Gidip bir çayını içeyim." dedi.

Bab-ı Âli Caddesi'ne saparak, Hürriyet binasına ulaştı. İçeri gireceği sırada bir terreddüt daha yaşadı. Durdu... Biraz heyecanlı, biraz da ürktüğünü kalbinin hızla atışından anlıyordu. Kendini kapıdan içeri atacak cesareti bulduğunda durmadı.

Nuri görevliye kiminle görüşeceğini söyledikten sonra, Doğan Hızlan'ın odasını tarif ettiler, onu içeri bıraktılar.

Kapısı açıktı. Masasının üzeri kitap ve dosyalarla doluydu. Bir kafasını kaşıyor bir önünde duran dosyayı okuyordu. Arada bir de elini kahvesine uzatıyor, kahveyi almaktan vazgeçiyor, aynı eliyle dosyanın sayfalarını çeviriyordu.

Nuri kapının biraz yakınından tabloyu görüp, "Keşke gelmeseydim. Bu kadar yoğun bir adamın vaktini alacağım gereksiz yere." Diye düşündü. Hızlan kafasını masadan kaldırdığında Nuri'yi gördü ve tanıdı. "Ooo Nuri gelsene..."

Nuri kararsız adımlarını sıklaştırdı. Yüzündeki mütereddit bakış, yerini gülümsemeye bıraktı.

"Doğan Bey merhaba, rahatsız etmiyorum umarım."

"Rica ederim. Olur mu öyle şey. Çok sevindim."

Elini uzattıktan sonra Doğan Hızlan diğer eliyle sandalyeyi işaret etti. İkisi karşılıklı oturdular. Kapının önünden geçen çaycı çırağına "Ooolum. Bize iki kahve... Nuri nasıl içersin kahveyi?"

"Orta içerim Doğan abi."

"İki orta kahve... Nuriciğim rahat ol. Bizim işler hiç bitmez. Her gün aynı koşuşturmaca. Sen gelmeseydin, ben hâlâ dosyalara gömülmüş olacaktım. Biraz ara vermek bana iyi gelecek. Eee söyle baakalım neler yapıyorsun. Araştırmalar filan..."

"Yasaklanan tiyatro oyunlarını araştırıyorum. Yüzlerce oyun yasaklanmış. Kimi sahnedeyken, kimi sahneye konmadan, hâttâ yazılırken yasaklanan oyunlar bile var."

"Çok ilginç bir konu. Ülke tarihi yasaktan geçilmiyor. Sağım-solum, önüm-arkam yasak... en son Nezih'in cenazesinde karşılaşmıştık değil mi?"

"Evet... Çok üzücüydü. Bir trafik kazası gencecik adamı aldı götürdü bu dünyadan... Bu aralar boş vaktim çok. geziyorum ben de."

"İşten mi ayrıldın. Ne oldu. Üzüldüm şimdi."

"Oldu bir şeyler... İnsanın kendi doğruları varken, yanlışa göz yumması, bize uymuyor."

"Hııı anladım..."

Bu arada kahveler gelmiş, sehpanın üzerinde köpüklerin altından yanından dumanları tütüyordu. Nuri o ana kadar kahveye elini sürmemişti. Doğan Hızlan küçük bir yudum aldıktan sonra, Nuri de kahveyi höpürdetmeye başladı. Her yudumdan sonra içtiği soğuk suyun boğazını temizlediğini hissederken, cebinden çıkardığı sigara paketinin açılmamış tarafına parmağıyla hafifçe vurdu. Paketten bir kısmı dışarı çıkan üç sigara, dünyaya gözlerini açtı. Ömürleri uzun olmayacaktı...  Paketi Hızlan'a uzattı.

"Doğan abi..."

"Bırakmaya çalışıyorum Nuriciğim teşekkürler."

Nuri paketten kafasını en çok dışarı uzatan sigarayı seçti. Diğerlerini içeri ittikten sonra paketi ceketinin iç cebine koydu. Her zaman göze batanlar, göz önünde onlanlar ilk hedef olanlardır. Böylelikle sigara dalı dünyaya gözünü açtıktan birkaç saniye sonra kül olma yolunda hızla ilerlemeye başladı...

"Nuriciğim sana bir teklifim olacak. Vakko'da çalışır mısın?"

Vakko bir terzinin çalışmak için can attığı en büyük fabrikalardan biriydi. Prestijli bir marka çatısı altında kim çalışmak istemezdi ki...

"Doğan abi. Bilmem ki nasıl olur. O kadar büyük bir yerde becerebilir miyim acaba."

"Evladım. Sanatından şüphen mi var. Mesleğini takdir eden çok insanla karşılaştım. Başkalarınn ağzından duymasaydım sana bu teklifi yapmazdım."

"İyi de Doğan abi. Siz Vakko'dan kimi tanıyorsunuz?"

"Ya sen ne yapacaksın kimi tanıdığımı. Sorumu cevapla. Çalışır mısın?"

Bir an duraksadı. Merter'deki Vakko'nun önünden defalarca geçtiğini, orada çalışmanın bir ayrıcalık olacağını, aynı zamanda arkadaşlarına da iyi hava atacağını düşündü.

"Tamam abi. Arkamda sen olduktan sonra."

"Bak Nuri ben seni sadece oraya yerleşmene yardımcı olabilirim. Ondan sonra arkanda olmam. Yaptığın işle orada ilerlersin."

"Yanlış anladın beni Doğan abi onu kast etmedim. Yani sen bana böyle bir iyilik yapmak istedikten sonra benim reddetmem yakışık almaz anlamında..."

"Anladım. "

Doğan Hızlan masasına geçti. Çekmecesini açtı bir kartvizit çıkararak arkasına bir şeyler yazıp Nuri'ye uzattı. Nuri kartı alıp gömleğinin yaka cebine koydu. Bardakta kalan son su yudumunu da içip, "Bana müsaade. Doğan abi bu iyiliğini hiç bir zaman unutmayacağım. Çok teşekkür ederim."

"Nuri o kartı kapıdaki görevliye ver. Gerekeni yapacaktır."
"Merak etme abi. Yüzünü kara çıkartmayacağım."

Doğan Hızlan ayağa kalktı. Oda kapısından Nuri'yi geçireceği sırada, cebinden çıkardığı bir miktar parayı, Nuri'nin gömleğinin yaka cebine; sigara paketi ve kartvizitin yanına iliştiriverdi. Nuri, Hızlan'ın elini tutmaya çalıştıysa da başarılı olamadı.

"Harçlık yaparsın. Küçük de olsa katkım olsun."
"Beni çok mahçup ediyorsun Doğan Abi. Sana borcumu nasıl ödeyeceğim."

"Nuriciğim kendi mesleğini en iyi şekilde yaparken, bu araştırmacı kişiliğini de bir kenara bırakmazsan. İyi bir arşatırmacı olursan bana borcunu ödemiş olursun."

Komünist bir devrimcinin küçümsediği burjuva, büyük bir insanlık örneği göstermiş. Nuri'nin zor durumda olabileceğini düşünerek, bir miktar yardımda bulunmuştu. Üstelik karşılıksız. Üzerine bir de, iş bulmuştu ona. Bu yüreği büyük burjuvanın, hiçbir devrimci yanından birle geçemezdi. Nuri,  devrimcilerde bulamadığı yardımseverliği ve insaniyeti Hızlan'da görünmüştü.  Hiç beklemediği ve talep etmediği bir anda gelen yardım burjuvanın, toplumsal dinamiğin mihenk noktası olduğu kanaatini pekiştirmesini sağladı.

Nuri iki sevinç birden yaşıyordu. Mahçubiyetten kızaran yüzünü dışarıdaki meltemle dindirmeye çalışsa da, rüzgar yetersizdi. Divanyolu üzerinden Çemberlitaş'a gidip, otobüs ile Merter'e gitmeyi düşünüyordu. Aynı cadde üzerindeki Sütiş'in önünden geçerken, bir dolap içinde döne döne nar gibi kızaran piliçler aklını başından aldı. İçeri girip, yarım piliç siparişi verdi. Yanına da pilav ve ayran...
Bir güzel karnını doyurdu. Çemberlitaş otobüs durağının önünde bilet satan çocuktan iki bilet aldı. Eminönü-Merter otobüsü on dakika sonra Sultanahmet'ten yukarı çıkmaya başlayarak, Nuri ile üç-dört kişiyi daha alıp, Beyazıt'a doğru seyirtti.

Nuri Vakko'nun önüne geldiğinde boğazının düğümlendiğini ve atar damarının çılgın attığını fark etti. Derin bir nefes alarak, kapıdaki görevliye kartı uzattı. Hızlan'ın verdiği karta bir göz atmadan yaka cebine koyan Nuri, otobüsteyden merakla kartı çıkarmış ve arkasında, Vitali Hakko'ya hitaben yazılan kısa notu okumuştu. "Hamili kart.... iş için yardımcı olursanız..."

Görevli kartı aldı. Önünde duran telefonun kadranından peşi sıra üç numara çevirerek, biriyle görüştü. Fabrikanın idari binasından çıkan bir adam, Nuri'ye işaret ederek gelmesini söyledi. Kartı görevliden alan Nuri, Adamla birlikte binadan içeri girdi. Bir odanın önünde durdular. Adam Nuri'ye dışarıda beklemesini söyleyerek, kapıyı vurup içeri girdi. Kapı aralığından Nuri olanları görebiliyordu. Görevli masada oturan yaşlı bir adama kartı uzattı. Kısa süre sonra adam kalktı ve kapıya yöneldi. Gelen Vitali Hakko idi. Dışarıda bekleyen Nuri'ye, "Merhaba, hayırlı olsun evladım. Doğan hocanın yüzünü kara çıkartma" dedi.

Nuri şaşkınlığı atıp teşekkür edene kadar, Hakko içeri girip kapıyı kapattı.

Mihmandarı Nuri'ye kısa bir fabrika turu yaptırdı. Çalışma alanlarını, makinaları, çalışma prensiplerini bir bir anlattı. Sonra onu başmodelist Deniz Hanım'ın yanına götürdü.

Deniz Hanım bakımlı, Nuri'den birkaç yaş büyük endamlı mı, endamlı bir hatundu. Başladı Nuri'ye nasıl çalışacağını, işlerin nasıl işlediğini anlatmaya... Sonra da bir makinanın başına oturttu. Bir iki deneme dikişinden sonra, istenilen evrakların yazılı olduğu bir kağıt vererek, "Bunları hazırlayın. İki gün sonra işe başlayabilirsiniz. Hayırlı olsun."

Nuri fabrikadan çıkarken, bir rüyanın kabusa dönüşeceğini bilemezdi.

Vakko son derece katı disiplin kurallarıyla yönetiliyordu. Erkeklerde her gün sakal tıraşı zorunluydu. Nuri işe başladıktan sonra ilk günkü rüyadan uyanması uzun sürmedi. Başmodelist Deniz'in ilk günkü sevecenliği yerini hırçınlığa bırakmıştı. Her olaydan sonra Nuri'de patlıyordu. Yeni bir çalışanın her sorunda ne gibi bir dahli olabilirdi. Deniz, Nuri'ye adeta günah keçisi gibi davranıyordu.

Nuri kadının hırçınlığını bazen geçmiş yaşına rağmen evli olmamasına bağlıyor, bazen de hatalarını başkalarına mâl etmesini ve yalakalığının ise karaktersizliğinden geldiğini düşünüyordu.

Bekâr evinde kalan Nuri'nin her gün ütülü giyinmesi ve tıraşlı olması ise ona ayrı bir zulümdü. Beyoğlu'ndaki günlerini mumla arıyordu. Sigara dumanı içindeki terzi dükkânında sakal pek göze çarpmıyordu zaten. Bütün gün makina başına oturan bir terzinin ütülü pantolonunu ise kim görecekti, kimin umrundaydı. Beyoğlu'nda; ortaya çıkan işin kalitesine bakılırdı. 
Sahte bir kibarlık, riya içinde bir yalakalık olanaksızdı. Sosyeteden en baba müşteri bile gelse, dükkânın dili değişmez, okkalı kahvesiyle kaçak sigarasını tüttüren kalantor ile iki dakkada, ölçülü de olsa hemşehri muhabbeti yapılabilirdi. Bahşiş ise cabası...

Vakko'nun bu sayılanlarla yakından-uzaktan ilgisi yoktu. Sürekli bir gammazlama durumu, sürekli bir samimiyetsizlik, sürekli bir riyakârlık sürekliliği vardı.

Deniz ile son münakaşalarından sonra Nuri burada artık daha fazla yapamayacağını anladı. Ceketini aldı ve Vakko'ya dışarıdan son kez baktı. Bindiği otobüs Galatasaray'dan çıkıp Taksim'e dönerken, durakta indi. Çöplüğüne dönen horozun vakur bakışlarıyla kadim Cadde-i Kebir'i selamlayan Nuri, Odakule'ye doğru ilerleyerek kalabalığın içinde kayboldu.



DİKKAT: TÜM HAKLARI SAKLIDIR. Yazının izinsiz olarak BİR KISMI VEYA TAMAMININ her türlü ortamda kullanılması, 5846 sayılı fikir ve sanat eserleri kanunu gereğince yasaktır. Sanal ortamda sadece link verilerek paylaşılabilir.


Ayasofya'nın dış mekanında imparatorluğun her yerinden gelen mermerlerle oluşturulmuş duvarları imparatorluğun gücünü yansıtır. Mermer duvarlardan arta kalan bölümde ise dönemin imparatorlarının, eşlerinin, çocuklarının bulunduğu; altın, gümüş gibi malzemelerden yapılan mozaikler büyük önem taşımaktadır. Mozaiklerin günümüze ulaşmasında şüphesiz en önemli aşama Gaspare Trajano Fossati'nin gerçekleştirdiği restorasyondur.

Sultan Abdülmecid zamanında gerçekleştirilen restorasyonda Fossati, duvarlardaki mermer kaplamaları temizletip cilalatmıştır. Tonozlar ve kemerler arasında çalışmalara Osmanlı'nın boyadığı badanaları yavaş yavaş kazıyarak başlamıştır. Tabakaların ardından eski Bizans mozaikleri çıkmıştır. İlk mozaiğe rastlayan İtalyan mimar Fossati dönemin padişahı Sultan Abdülmecid'i Ayasofya'ya davet ederek fikrini sormuştur. Sultan Abdülmecid'in de kararıyla mozaikler ortaya çıkarılmaya başlanmıştır. Mozaikleri ortaya çıkarırken yapı içine iskeleler kurulup nakışlar yenilenmiş. Dönemin ünlü hattatı Hattat Kazasker Mustafa İzzet Efendi'nin yazdığı İslam aleminin en büyük hat levhaları olarak bilinen 8 adet cami takımı bu çalışmalarda ana payelere asılmış. Ayrıca yapının kubbesine Nur Suresi'nin 35. ayeti bu restorasyonda işlenmiştir. Fossati bu çalışmalarını 1849 yılında tamamlayıp, caminin Ramazan ayında açılmasını sağlamıştır. İtalyan mimar, Ayasofya'nın mozaiklerini belgeleyecek bir fotoğraf albümü çalışması yapmak için Rus çarından yardım istemiş ancak istediği yardımı alamayınca bu çalışmayı bırakmış. Fotoğraf albümüne Ayasofya'nın iç ve dış görünümlerini, yapının çevresini gösteren levhalarla devam etmiş. Albümü Sultan Abdülmecid'e sunmak için Londra'da bastırmıştır.

Bu albüm içinde 25 levha bulunuyor. Albümün ilk sayfasında Sultan Abdülmecid'in yardımını belirten bir başlık sayfası bulunuyor. Albümde dönem Ayasofya'sının farklı duruşları, iç ve dış görünüşleri belge olacak niteliktedir.

Buradan İndiriniz

1 Nisan 2017 Kanal D Ana haberde AHMET HAKAN RAPÇİ CEZA'NIN 'OY VER' şarkısı yaptığını anons etti. OYSA CEZA 'HAYIR' ŞARKISI yapmıştı. Şarkı Kanal D'de "HAYIR" kısmına kadar yayınlanıp MAKASLANDI.

Ahmet Hakan her yazısında, düşünce özgürlüğünden bahseder. Her fırsatta sansüre karşı olduğunu vurgular.
O halde Hakan bunu kasıtlı mı yaptı yoksa haber merkezinin oyununa mı geldi?

Bence haber merkezinin git-gelli halleri bu konuda da gözlemleniyor.

CEZA'NIN SÖYLEDİĞİ 'HAYIR' ŞARKISI-SANSÜRSÜZ: https://www.youtube.com/watch?v=rm2hZKFu3dU

CEBE ŞAMAROĞLANI MI?

M. Ali Birand döneminde; Birand ana haberi, Serdar Cebe hafta sonu haberlerini sunuyordu. Gözde Atasoy ise yedek kulübesinde.

Birand'ın ölümündan sonra Cebe aylarca encormen olarak ana haberi sundu. Sonrasında Cebe'yi tekrar haftasonuna alıp, ana haberi Cüneyt Özdemir'e verdiler. Cüneyt'in yaptığı birtakım haberlerden Aydın Doğan olunca, Serdar Cebe yeniden ana haberin başına geçti.

Aylar, ayları kovaladı. Bu defa anahabere Ahmet Hakan getirildi. Bizimki yeniden haftasonuna...

Kendi kendime "bu Serdar Cebe'nin hiç mi haysiyeti yok?" diye sorarken, bir müjdeli haber geldi. "Cebe ABD'ye gidecek." Onun adında sevindim. Wastington temsilcisi olursa haber anlamında kendini geliştirme şansı yakalar. Sevincim uzun sürmedi. Cebe'yi iki hafta sonra haftasonu haberlerini sunmaya başladı.- Halen de devam ediyor.

Yahu insanın biraz haysiyeti, onuru olur.

Aydın Doğan kimi aklına getirse, onu anahaberin başına geçiriyor. Şamar oğlanı gibi bizim Serdar bir oraya, bir buraya yuvarlanıp duruyor.

İşte Kanal D haberin bu gel-gitli durumu büyük ihtimal çalışanları olumsuz etkiliyor. Hakan belki de bu durumun kurbanı oldu.





Aram Andonian'ın (Andonyan Belgeleri'nin) 1920'de yapılan Fransızca ilk baskısı.Belgelerin incelemesi daha önce paylaştığımız Ermeni Mitomanyası-Erich Feigl isimli kitabın 102. sayfasinda..

Buradan İndiriniz

Bu kadar mutluluğu kim yaşatabilir ki?

- Komutanlar hapse giriyor seviniyorsun. Aynı komutanlar beraat ediyor yine seviniyorsun.
- Teröristlerle görüşmeler yapılıyor, halayla sınırda karşılanıyor, seviniyorsun. Aynı teröristlere operasyon yapılıyor, yine seviniyorsun.
- Esad’la aile fotoğrafları çekiliyor, sevinç içindesin... Aynı Esad, 'Katil Esed' oluyor, savaş açılıyor, sende yine bir sevinç.
- Cemaat olimpiyatlarında sevinçten gözyaşlarını tutamıyorsun. Aynı Cemaate terörist muamelesi yapılıyor, yine seviniyorsun.
- AB ile anlaşmalar peşpeşe imzalanırken, üyelik için naralar atan sen, bir hamleyle AB düşman ilan edildiğinde, savaş tamtamlarına sevinç çığlıkların karışıyor. Hep sevinç, hep mutluluk...
- Ülkücülerin liderine "müflis-ağzından salya akıyor" deniyor, sevinip, hakaret için övünüyorsun. Aynı adam "başkanlığa evet" deyince havalara uçup ülkücü selamı veriyorsun.
Vs... vs... vs...

Soru: BU KADAR MUTLULUĞU SANA KİM YAŞATABİLİR?
Cevap: AKP, AKP, AKP...

Geçenlerde bir arkadaşım benzer şeyleri söyleyerek şu soruyu sordu: "FETÖ ye " ne istedin de vermedik ? " dedi ve bu halk alkışladı , " FETÖ teröristtir ! " dedi bu halk yine alkışladı ; " Ben Ergenekon'un savcısıyım " dedi alkisladilar , " Zekeriya Öz vatan hainidir " dedi yine alkışladı bu halk.Erdoğan mı , yoksa bu halk mı suçlu ?..."



Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa, kahrolsun adalet! Benim sevgili kardeşlerim, asil Türk Milletine çocuklarımı emanet ediyorum. Bu kahraman millet elbette onlara bakacaktır. Allah, vatan ve milletimize zeval vermesin.Borcum var, servetim yok üç çocuğumu, millet uğruna yetim bırakıyorum. Yaşasın Millet…”

Cennet Mekan - Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey..10 Nisan 1919
Kitabın Almanca baskısından sonra, iki önemli tecrübem oldu. Birincisi, Katolik Mekitaristlerle ki burada söylenenle hiçbir ilgileri yoktur — bir toplantı sırasında karşılaştığım Orta Avrupa Ermeni Ortodoks (Gregoryan) Kilisesin de çok üst bir mevkideki bir görevli benim yüzüme
 "Nasıl olur da beş para etmez Türkleri, ölmüş Ermenilere karşı kitabında güzelmiş gibi gösterirsin!" dedi. Yanlış anladığını zannedip ne dediğini sorduğumda, daha şiddetli bir şekilde "Evet, beş para etmez Türkler, dedim" dedi. 
Ermenilerin tarihe bakışını işte bu cümle sanki özetliyor gibi. Bu bizim için şaşırtıcı olmamakla beraber, gerçekleri yansıtmadığı da kesin.

Bu kitap ve film için ön araştırma yaparken, geniş bir bakış açısıyla kaynak toplamak istediğimden işim pek de kolay olmadı. Bunu yaparken, kendilerine karşı en derin saygılarımı sunduğum insanlarla tanıştım: Örneğin; İstanbul Ermeni Apostolik Patriği Snork Kalutsyan Hazreti ve yine İstanbul'daki Ermeni Hastanesi'nin doktor ve hemşireleri. Bu kimselerin adını burada, öğretim görevlisi entelektüellerden, Ermeni çiftçilere ve onların, Franz Werfel'in meşhur ettiği Musa Dağı'nda yaşayan ailelerine kadar birçok asil Ermeninin yerine zikrettim. Elbette, araştırmalarım sırasında başka birçok kişiyle tanıştım. 

Özellikle Ermeni Zoryan Enstitüsü Başkanı Dr. Gerard Libaridian'ı da anmak isterim. Dr. Libaridian ile Cambridge, Massachusetts'deki ofisinde uzun saatler geçirdik ve çok ilginç konuşmalar yaptık. Dr. Libaridian, zeki, hayat dolu, bilgili, becerikli ve kendine güvenen biri. Onunla yaptığımız konuşmaları konu alan bir oyun bile yazılabilir.  Bu konuşma sırasında, ev sahibimin en ateşli ifadelerini sürekli not aldım. Birçok defa sözde "Andonian Belgeleri"nden bahsetti.  Dr. Libaridian'ın bu belgelerin uydurma olduklarını bildiğini düşünmek makul gözüktüğünden, konuyla ilgili tek bir kelime üzerinde zaman harcamak istemedim. Konuşulacak daha ilginç birçok konu vardı. Ama özellikle, Aram Andonian'ın kitabı ve bu kitabın belgeleri üzerinde durdu. Sonunda, 
"Ama Dr. Libaridian, benim gibi siz de biliyorsunuz ki, `Andonian Belgeleri' uydurmadır," demek zorunda kaldım.  Dr. Libaridian'un, sitemkâr cümleme verdiği kısa ve net cevabını ve yüzündeki ifadeyi hiç unutmayacağım: " Ee ? " 
Buradan İndiriniz 




Elinizde tuttuğunuz, gerçeğin ışığıyla, Batı'nın öne sürdüğü savları çürüten bir kitap, bir Fransız Avukatının 1915 Ermeni olaylarıyla ilgili nesnel ve başarılı savunması olmanın ötesinde, Türkiye'yi asılsız savlarla suçlayanlar için hazırlanmış bir iddianemedir. Avukat George de Maleville, Ermeni soykırımı savını belgelerle çürütmekle de kalmıyor, Fransa'nın diktiği "Kin Anıtı"nın" ... Bayağı bir düşüncenin ürünü" olduğunu vurgulayarak tarihe not düşüyor.

Maleville konuyu her aşamada belgelere dayanarak inceliyor. Bilgi ve belge için İstanbul'a geldiği ianlıyoruz. "İstanbul'a giderek tüm kentte oturan Ermeni toplumu ziyaret ettik ve yüzlerindeki ifadeyi inceledik. Hiçbir yerde, Türkler'le sürekli olarak birlikte yaşayan Ermenilerde hiçbir korku duygusuna rastlamadık. Pazar yerlerinde, limanda bulunan lokantada, iki toplum arasındaki bağlılık tamdır ve burada Paris'ten göç etmiş toplumlar arasındakinden çok daha içtenlikli bir sempatiyle sürmektedir. (Arka Kapak)



Türk Aleminin tarihçisi olarak, hiç kuşkusuz ki tarafgirliğimden kuşkulanır ve ben tarihçi olarak, bundan kuşku duymamaya çalışıyor, bundan bağışık olmadığımı belirtmeye cesaret edemiyorum. Ne olursa olsun, tarafgirliğin Türkiye'nin düşmanlarında eksik olmadığını bilecek kadar iyi bir mevkiideyim. Bu yüzden, burada duygulanmı gizteyeceğim. Hiç­ bir konuda, kendimi ne yargıç, ne de jüri üyesi olarak görmüyorum. Ancak, üstad Maleville'in tutumunun, özgür bir insanın, moda ve akımlara aldırmadan, söylemek istediği şeyi açık bir biçimde ve yü­ reklilikle söyleyen bir kişinin tutumu olduğunu kuşkusuz söyleyebilirim ve onun düşündüğü şeyin, vicdani hakkı için, gerçek olduğuna inanırdım. Herkesin görüşünü açıklayabilmesi demokratik ülkelerin bir onurudur. İnsanlığın bu onurunu herkes gerçekleştirebilir. Tanrı bile kullarına kendisine hayır deme hakkını vermemiş midir?

Önsözden

Jean " Paul ROUX

CNRS'da Araştırma Müdürü




Kitaba, "Ek Başvuru Kaynakları" adıyla bir bibliyografya da eklendi.Önde gelen Ermeni araştırmacılarca hazırlanan üç bibliyografyanın dışında, A.B.D. eski Büyükelçisi Henry Morgenthau'un anı­ları gibi aşırı ölçüde Ermeni yanlısı olup bir hayli etki yaratmış olanlara da listede yer verildi.

Bibliyografyamızda Aram Andonyan'ın 1920 yılında üç dilde yayımlanan ve "soykırımın gerçekliğini kanıtlıyor" dediği sözde "resmî Osmanlı belgelerine" dayanan kitabı da bulunuyor. Bunları oluşturan gizli Ermeni yazarlarının parmak izleri niteliğinde maddî hatalar, tartışma dışı bırakılan gerçekler ve çelişkilerle dolu bu "belgelere", tutuklayıp Malta adasma götürdükleri 144 Türk ileri gelenini yargılayabilmek için Osmanlı arşivlerini ve başka kaynakları araştıran İngilizler bile itibar etmemişlerdi......

Bu konuyu bitirirken, şu gerçeği gözden uzak tutmamalıyız ki, Birinci Dünya Savaşında Anadolu'da aynı toprak için çatşan iki milliyetçi akım karşı karşıya gelmiştir. Büyük ve çağdaş Orta Doğu tarihçisi Bernard Lewis'in sözleriyle bu mücadele "taraflar eşit olmasa da, yaşamsal konular üzerine verilmiş bir mücadeledir". Herhangi tarafsız bir gözlemcinin tahmin edeceği gibi, mücadeleyi 1.5 milyon (belki de, daha az) Anadolu Ermenisi değil, 14 milyonluk Anadolu Müslümanları kazanmaya mahkûmdu. Tüm ilgililer için talihsiz olan cihet şudur ki, isyanı başlatan ve bu nedenle isyamn sonucundan sorumlu olması gereken Ermeni ihtilâlciler ne yansızdır, ne de gözlemcidir.
Ömer İzgi
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı


Buradan İndiriniz

....Burada, hayali bir Ermenistan vaadiyle Ermenileri Osmanlı Devletine karşı kışkırtan Rusya'nın kendi ülkesinde Ermenilere nasıl muamele ettiğini ve asıl niyetlerinin ne olduğunu kısaca belirtmekte yarar görüyoruz. Rusya Kafkaslara indiğinde Kafkas Ermenilerini Ruslaştırmayı ve ortodokslaştırmayı öngören bir politika izlemeye başlamıştır. Bu amaçla 1836'da Polijenia kanunu çıkarılmış Eçmiyazin Katolikosluğunun yetkileri kısıtlanmış, Katolikos tayini Çarın görev alanına girmiştir. 1882'de Ermeni gazeteleri ile okulları kapatılmış, 1903'de ise bu kez Ermeni kilisesi, kurum ve okullarının mal varlığına el konulmuştur.

Özetle, Rus Dışişleri Bakanı Lebonof Rostowski'nin ünlü deyimiyle "Ermenisiz bir Ermenistan" hedef alınmıştır. Bu deyimin, son yıllarda, bazı Ermeni yazarlarca Osmanlı Yönetimine atfedilmeye çalışıldığı görülmektedir. Bu husus da Ermeni propagandasımn karakteri hakkında belirgin bir fikir verebilmektedir.

Rusya'nın Ermenilere yaptığı baskı ve zulüm gerek Ermeni, gerek yabancı yazarlarca ayrıntılarıyla anlatılmıştır. Biz şu iki örneği vermekle yetiniyoruz: Ermeni tarihçi Vartanyan Ermeni Harekätımn Tarihi adlı kitabında şunları yazmaktadır:

"Osmanlı Ermenisi Çarlık Rusyası Ermenisine göre gelenek, din, edebiyat ve dil itibariyle tamamen serbestti."
Edgar Granville de "Rus mezalimine karşı Ermenilerin tek sığınağının Osmanlı Devleti olduğunu" kaydetmektedir.Rusya'nm asıl niyeti Doğu Anadolu'da bir Ermeni Devleti kurulmasını sağlamak değil, bu toprakları ilhak etmektir. I. Dünya Savaşı içinde yapılan Osmanlı İmparatorluğunun paylaşılması anlaşmalarında Ermenilerin üzerinde muhtar bir devlet kurmayı hayal ettikleri topraklar Rusya ve Fransa arasında taksim edilmiştir. Rus Çarı de Eçmiyazin Katolikosuna "Rusya'da bir Ermeni meselesi olmadığını" söyleyerek Rus niyetini açıkça dile getirmiştir.Ermeni yazar Boryan bu hususu şu sözleriyle isabetle teşhis etmiştir:

"Çarlık Rusyası hiçbir zaman Ermeni muhtariyetini sağlamak istememiştir. Bu nedenle Ermeni muhtariyeti için çalışan Ermeniler aslında Rusya'nın Doğu Anadolu'yu ele geçirmesi için Çarlık ajanı olarak faaliyet göstermişlerdir."
Öyle ise, Ruslar Ermenileri yıllarca aldatmışlar ve Ermeniler boş bir hayal peşinde koşmuşlardı

Buradan İndiriniz


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Erdoğan, bugüne kadar pek çok söylemini,  kendi yalanlamıştı. Kürt meselesi, PKK ile çözüm süreci ve Cemaat ile olan ilişkilerinde kandırıldığını defalarca tekrarlamıştı. Deflarca kandırılan Erdoğan aynı zamanda  'kandırılmama' konusunda da eline su döktürtmüyor.

Türk halkı bu ikilem içinde Erdoğan'ın hezeyanlarını çözmeye çalışıyor.

Kandıran-kandırılan-aldatan-aldanan kaosu 80 milyonu bir heyulaya sürüklüyor.

Devleti yöneten birinin aldanması; HALKIN ALDANMASIDIR. Devleti yöneten birinin aldatması; HALKIN ALDATILMASIDIR.

Abraham Lincoln söyle demiş: Bazı insanları her zaman, bütün insanları da bazen kandırabilirsiniz; ama bütün insanları her zaman kandıramazsınız.

Ben de diyorum ki: Bazı insanları her zaman, bazılarını ise hiçbir zaman kandıramazsınız.

Aşağıda Erdoğan'ın iktidarı boyunca aldanma ve aldanmama paradoksuna bir kaç örnek verelim:

6 Eylül 2010 - ALDANAN DA OLMADIK ALDATAN DA

Erdoğan 2010 yılında Şanlıurfa mitinginde yaptığı konuşmada ”Bu iktidar elhamdülillah Türkiye’nin onurunu, gururunu arttıran iktidar. Şimdi biz bu yolda milletimizle birlikte yürüyoruz. Gönül birliği, kader birliği yaptık. Aldanan olmadık, aldatan da olmadık.

29 Haziran 2010 - BENİ KİMSE ALDATAMAZ

Erdoğan 2011 yılında Amerikan televizyonu PBS’te “Charlie Rose Show” adlı programda “Filistinlilerin de İsrailli sivilleri hedef aldığı ve kanın Filistinlilerin de elinde olup olmadığının” sorusuna, “Çıksınlar bunu belgelesinler, beni kimse aldatamaz” yanıtını vermişti.

31 Ağustos 2012 - İHANETE UĞRADIK

Habertük röportajında Erdoğan: "Biz AK Parti olarak parti kapatılmasına karşıyız. Kendi içimizden bazılarının ihanetiyle o maddeyi çıkaramadık."

27 May 2013 -  NE ALDATAN OLDUK NE DE ALDANAN OLDUK

Vialand Tema Parkı ve Eğlence Merkezi'nin açılışın da Erdoğan: “AK Parti iktidarı söz verdi mi sözünü yapar. Ne aldatan olduk ne de aldanan olduk.” açıklaması yapmıştı.

20 Mar 2015 - ALDATILDIK

Erdoğan Harp Akademileri Komutanlığı'ında düzenlenen törende Ergenekon ve Balyoz soruşturmalarını işaret ederek, "Bu operasyonlarla şahsım başta olmak üzere, tüm ülke yanlış yönlendirildi, aldatıldı” dedi.

 07 Eylül 2015 - PKK İHANET ETTİ

ATV-A Haber Recep Tayyip Erdoğan, "Çözüm Süreci bunlar tarafından bir ihanetle değerlendirildi. Çözüm Süreci'ni bunlar adeta Güneydoğu'da, kısmen Doğu'da kendileri için silah stoklama süreci olarak değerlendirdiler. Çok ciddi bir silah stoklaması yaptılar" dedi.

30 Temmuz  2016 - İYİ NİYETİN KURBANI OLDUK

ATV-A Haber ortak yayınında, "Biz de bu propagandaya geldik. Bunu itiraf etmem lazım. İyi niyetimizin kurbanı olduk bunu da ifade etmem lazım. " dedi.

03 Ağustos 2016 - MİLLETİMDEN AF DİLİYORUM

Din Şurası'na katılan Erdoğan: Her şeye rağmen, bu hain örgütün gerçek yüzünü çok daha önceden ortaya dökememiş olmanın üzüntüsü içindeyim. Bundan dolayı hem Rabbimize hem de milletimize verecek hesabımız olduğunu biliyorum. Rabbim de milletim de bizi affetsin” dedi.

 05 Nisan 2017 - ALDANMAMMM


Erdoğan 37'nci muhtarlar toplantısında konuştu: "Siyasi hayatımda ne aldanan oldum, ne aldatan oldum. Bundan sonra da ne aldanan olacağız, ne de aldatan olacağız."





''MİMAR SİNAN DERGİSİ'' Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonları Büyük Locasının
tarihî çağdaş ve gerçekçi açıdan araştırma ve yayın organıdır.


Osmanlı Padişahlarından V. Murad'ın şehzadeliği sırasında Mason olduğu öteden beri bilinmekte idi. Şehzade Murad’ın tekrisi «Proodos » Locası tarafından yapılmıştır. Tekris merasimi 20 Ekim 1872 tarihinde, Kadıköyünde Louis Amiable'in evinde yapılmış olup,zaptın altında, Murat dahil celsede bulunanların hepsinin imzaları vardır





Not;Tarih resmi bloğu, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan şekliyle “yer sağlayıcı” olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, Site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple,Tarih resmi bloğu ‘uyar ve kaldır’ prensibini benimsemiştir.Telif hakkı için veya kaldırılmasını istediğiniz bağlantı için alikaya37@gmail.com adresine mail atınız.


5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Ek Madde 4

5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Ek Madde 4 – (Ek: 21/2/2001 - 4630/37 md.)
(Değişik üçüncü fıkra: 3/3/2004-5101/25 md.

"Dijital iletim de dâhil olmak üzere işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla servis ve bilgi içerik sağlayıcılar tarafından eser sahipleri ile bağlantılı hak sahiplerinin bu Kanunda tanınmış haklarının ihlâli halinde, hak sahiplerinin başvuruları üzerine ihlâle konu eserler içerikten çıkarılır. Bunun için hakları haleldar olan gerçek veya tüzel kişi öncelikle bilgi içerik sağlayıcısına başvurarak üç gün içinde ihlâlin durdurulmasını ister. İhlâlin devamı halinde bu defa, Cumhuriyet savcısına yapılan başvuru üzerine, üç gün içinde servis sağlayıcıdan ihlâle devam eden bilgi içerik sağlayıcısına verilen hizmetin durdurulması istenir. İhlâlin durdurulması halinde bilgi içerik sağlayıcısına yeniden servis sağlanır. Servis sağlayıcılar, bilgi içerik sağlayıcılarının isimlerini gösterir listeyi her ayın ilk iş günü Bakanlığa bildirir. Servis sağlayıcılar ile bilgi içerik sağlayıcıları, Bakanlıkça istendiği takdirde her türlü bilgi ve belgeyi vermekle yükümlüdür. Bu maddede belirtilen hususların uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlık tarafından çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir."
Aşkenaziler veya Aşkenazlar, dinen Musevi, ırken Türk soylu olanlardır, yani Musevi Hazar Türkleridir. Hazarların bir ksmının 7. veya 8. yüzyılda, Yahudi göçmenlerin Hazar ülkesine girmeleriyle Yahudiliği benimsediği kabul edilir.* Bilindiği gibi, Asurlular, Babilliler ve Araplar gibi Sarilerin "Aşkenaz" dedikleri; Yunanlıların, Romalıların ve Perslerin "Partlar" dedikleri halk, bizim "Arsaklar" olarak bildiğimiz halktır. Arsaklar da İran Sakalarını bir devamıdır. Arsakların Turani veya Türk soylu olduğunu kabul eden birçok Batılı bilgin vardır.** Dolayısıyla onların bir devamı olan Sarilerin Aşkenaz dedikleri Hazar halkının da bir Türk halkı olduğu kendiliğinden ortaya çıkar.

Modern dönemden itibaren Aşkenazlar üzerine çalışmalar yapan herkes onların etnik olarak Türk olduğunu kabul etmiştir. Ünlü Türk düşmanı fakat iyi bir tarihçi ve dilci olan J. Erest Renan (1823-1892) onların Türk olduğunu söylemiştir. Eğer konuyla ilgili yüzde bir bile tereddüdü olsaydı Renan Aşkenazlara Türk demezdi. Yine Renan'ın dediği gibi, Hazar Hanlığı dağılınca bir­ çok Aşkenaz kabilesi Balkanlara ve Kuzey Avrupa'ya göç etmiş­tir. Zamanla Türkçelerini kaybederek bölgenin dillerini benimsemişlerdir. Almanya gibi bazı bölgelerde yerel dil Almanca ile kendi ana dilleri Türkçenin ve din dilleri İbranicenin karışımıyla Yidiş olarak anılan karma bir dil oluşmuştur. Sami kökenli Yahudiler başlangıçta Güney İtalya ve Fransa, özellikle de İspanya ve Portekiz'de yaşıyorlardı. Bir kısmı zamanla Almanya ve diğer Kuzey Avrupa ülkelerine göç ettiler. Oralarda Aşkenazlar ile birlikte yaşamış ve çoğu da Yidiş dilini öğrenmiştir. Ancak bazı Yahudi yazarlar, siyasi ve ideolojik amaçlı olarak 1940 yılından itibaren Avrupa'da yaşayan ve Avrupa'dan ABD'ye göçmüş bütün Yahudilere Aşkenaz veya Aşkenazi demeye başlamışlardır. Tamamen yanlış olan bu adlandırmayı maalesef bugün de devam ettirenler vardır. Yanlışlığı yukarıda söylediğimiz gibi, Aşkenaz'ın bir din veya mezhep adı değil; etnik bir ad olmasındandır. Onlar genel olarak Hazar Türkleridir; özel olarak Hazar Türklerinin Musevileridir.

Aşkenazların dışındaki Avrupa Yahudileri Sami kökenlidirler, yani Yahudi veya İsrailoğullarındandırlar. Özellikle MS 70 yılında Romalıların Mabet'i yıkıp Yahudileri sürgün etmeleri neticesinde İtalya, İspanya, Fransa ve Portekiz gibi Güney Avrupa ülkelerine göçen Yahudiler Sami kökenlidir. Bunlar zamanla İngiltere, Almanya, Polonya ve diğer Kuzey Avrupa ülkelerine dağılmışlardır. Sonra da, bilindiği gibi çoğu Amerika'ya göçmüştür. Oysa Aşkenazların Avrupa'ya ilk göçleri, Sami kökenli Yahudilerin göçlerinden yaklaşık bin yirmi yıl sonradır. Bunları birleştirme siyaseti ise 1930-1950 yılları arasında Avrupa'da kabaran antisemitizm hareketidir. Siyonistler, bütün Avrupalı Yahudileri "Aşkenaz" adıyla güya bir araya toplayarak antisemitizme karşı güç oluş­turmak istemişlerdir. Ancak bu aynı zamanda bir hedef saptırmaydı; antisemitizmin önüne Aşkenazları sürmekti. Nitekim o tarihler arasında Avrupa'da Yahudiler aleyhine ne yapılmış ise, bu gerçek Semitik Yahudilere değil; Türk Aşkenazlara yapılmıştır. Hitler'in gaz odalarında yaktığı kimselerin büyük ço­ğunluğu, 1869 Rus sürgünüyle Almanya ve Polanya'ya sığınan Aşkenazlardır. Dolayısıyla çok kısa ifade edecek olursak, bugün her nerede yaşarsa yasasın bir Aşkenaz, gerçekten Aşkenaz ise dinen Musevi'dir ve kendini Musevi sayar; ancak etnik köken itibarıyla Hazar Türküdür. Aslında Sami kökenli Yahudiler, ger­çekte Aşkenazları asla Musevi veya Yahudi saymazlar. Avrupa'da ve Amerika'da yaşayan Yahudiler arasında Türkçe soyad taşıyan birçok Yahudi vardır ki, bunlar Aşkenazidirler

Üç Dinin Tarihi/ Prof. Dr. Mehmet Bayrakdar

*Artamanov (M.): The History of the Chazars, Leningrad, 1962; Kuzgun (Ş.): Hazar ve Karay Türkleri, Ankara, 1985, s. 96-146.
 **Rawlinson (G): Parthia, Londra, 1. baskı, 1893.



Aşkenazilerin Haplogrup dağılımı

Avrupa Yahudilerinin atalarını anlamak için yapılan genetik çalışmalar farklı ve tutarsız sonuçlar vermiştir. Bazı çalışmalar Avrupa Yahudileri ile Adigeler gibi Kafkas popülasyonlarının genetik benzerliklerine (Behar ve arkadaşları 2003; Levy-Coffman 2005; Kopelman ve arkadaşları 2009), bazıları Filistinliler gibi Orta Doğu popülasyonları ile benzerliklerine (Hammer ve arkadaşları 2000; Nebel ve arkadaşları 2000), diğerleri İtalyanlar gibi Güney Avrupa popülasyonları ile benzerliklerine işaret etmiştir (Atzmon ve arkadaşları 2010; Zoossmann-Diskin 2010). Bu çalışmaların çoğu genom öncesi-geniş çağda, tek ebeveynli markerler kullanılarak ve farklı referans popülasyonlar dahil edilerek yapılmış olup bu da elde edilen sonuçların karşılaştırılmasını güçleştirmiştir. Tam genom verileri kullanılarak yapılan daha yeni çalışmalar Avrupa Yahudilerinin Dürzi, İtalyan ve Orta Doğu popülasyonları ile yüksek benzerliklerini göstermiştir (Atzmon ve arkadaşları 2010; Behar ve arkadaşları 2010).

Yahudilerin Y-DNA (Baba tarafı) haplogrupları:

J1 (M267) % 5-24
J2 (M172) % 6-19
E1b1b1 (M35, M78, M123) % 3-23
G (M201), G2c (M377) % 5-7.7
Q1b (M378) % 5-7
R1b1 (M269, M17) % 2-11.4
Bunlardan R1a, R1b, Q, J2a, J1, G2 Türklerde de yoğun olarak görülmektedir.
Yahudilerin mtDNA (Anne tarafı) haplogrupları:
K % 31-40 (Batı ve Orta Avrupa Yahudilerinde % 50, Doğu Avrupa Yahudilerinde % 15)
H % 14-27
N1b % 6-10
J % 9-10
HV % 8-12
U % 5-7
T % 3-7
W % 2-3

K haplogrubu yaklaşık 12 bin yıl önce Batı Asya’dan çıkmıştır. Yüksek K yüzdesi 100 jenerasyon önce oluşan genetik darboğaza işaret etmektedir. K haplogrubu daha çok Dürzilerde (% 16), Filistinlilerde (% 8), Avrupa yerlilerinde (% 10), Avrupa’nın % 6’sında ve Kürtlerde (%12) görülmektedir.


Yahudilerin ortak gene sahip olmadığını gösteren bu sonuçlar araştırmacıları Yahudi DNA’larının orijin lokasyonlarını bulmaya yöneltmiştir.



Bülent Pakman. Nisan 2016

https://bpakman.wordpress.com/turk-dunyasi/eski-turk-devletleri-turk-yurtlari-turk-topluluklari/turklerin-tanrisi/turk-kavimlerinde-hiristiyanlik-ve-musevilik/yahudilerturk/

Diğer Kaynaklar


Localizing Ashkenazic Jews to primeval villages in the ancient Iranian lands of Ashkenaz. Ranajit Das, Paul Wexler, Mehdi Pirooznia, Eran Elhaik. Genome Biology and Evolution Advance Access. 19.4.2016 http://gbe.oxfordjournals.org/content/early/2016/03/03/gbe.evw046.full.pdf+html (tamamı) http://gbe.oxfordjournals.org/content/early/2016/03/03/gbe.evw046.abstract(özeti)

Yiddish may be a TURKISH dialect: DNA study suggests it was invented by Jews as they traded on the Silk Road. Sarah Griffith. Daily Mail. 19 Aprel 2016. http://www.dailymail.co.uk/sciencetech/article-3548149/Yiddish-TURKISH-dialect-DNA-study-suggests-invented-Jews-traded-Silk-Road.html

Scientists reveal Jewish history’s forgotten Turkish roots. David Keys. Independent. 20 Aprel 2016. http://www.independent.co.uk/news/science/archaeology/scientists-reveal-jewish-historys-forgotten-turkish-roots-a6992076.html

Yiddish Language was Invented by Slavo-Iranian Jewish Merchants, Scientists Say. Sci-News.com. Apr 19, 2016. http://www.sci-news.com/genetics/yiddish-language-slavo-iranian-jewish-merchants-03797.html


The Missing Link of Jewish European Ancestry: Contrasting the Rhineland and the Khazarian Hypotheses. Eran Elhaik. Genome Biology and Evolution. 2013; 5(1): 61–74.http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3595026/http://gbe.oxfordjournals.org/content/5/1/61.full.pdf+html?sid=ad091b58-1882-4dcf-8a25-e3aa2059e56d

Yahudilerin ecdadı aslında Türkler mi. Hürriyet Haber. 27 Ocak 2013 http://www.hurriyet.com.tr/yahudilerin-ecdadi-aslinda-turkler-mi-22454720

Yahudi diye bir şey artık yokmuş. Oğuz Eser. Timetürk. 31.12.2012 http://www.timeturk.com/tr/2012/12/31/yahudi-diye-bir-sey-artik-yokmus.html

Ya Yahudiler Türk’se. Mehmet Yiğittürk ODATV 28.10.2011 http://odatv.com/ya-yahudiler-turkse-2810111200.html

The Invention of the Jewish People. Sholomo Sand. Verso England. 2009. http://www.rafapal.com/wp-content/uploads/2012/01/Shlomo-Sand-The-Invention-of-the-Jewish-People-2009.pdf

Yahudi Tarihçiye göre Yahudi bir halk yok. Emine K. Arslaner / Timeturk /Almanya. 12.03.2008 http://www.timeturk.com/tr/2008/03/12/yahudi-tarihciye-gore-yahudi-bir-halk-yok.html

Yahudileri kızdıran, “Yahudi” kimdir? Nurhayat Küçük. Gazate 32. 10 Aralık 2011. http://www.gazete32.com.tr/yazarlar/yahudileri-kizdiran-yahudi-kimdir-makale52.html

13. Kabile. Arthur Koestler. PİM Yayınları. Temmuz 2007. İstanbul


Hazarlar. Bir Yahudi Türk İmparatorluğu. Albert Mizrahi. http://arsiv.salom.com.tr/news/print/17240-HAZARLAR-Bir-Yahudi-Turk-Imparatorlugu.aspx


Hazar Yahudileri. Kevin Alan Brook. Nokta Kitap 2005 (Jews of Hazaria)

Yahudi misiniz? Gen-Ar Genom Araştırma Merkezi. http://www.genomturkiye.com/83-dj-slider/19-yahudi-geni.html


A substantial prehistoric European ancestry amongst Ashkenazi maternal lineages. Marta D. Costa, Joana B. Pereira, Maria Pala, Verónica Fernandes, Anna Olivieri, Alessandro Achilli, Ugo A. Perego, Sergei Rychkov, Oksana Naumova, Jiři Hatina, Scott R. Woodward, Ken Khong Eng, Vincent Macaulay, Martin Carr, Pedro Soares, Luísa Pereira & Martin B. Richards. Nature Communications. 08 October 2013. http://www.nature.com/ncomms/2013/131008/ncomms3543/full/ncomms3543.html


Rethinking the Khazar Theory! David Duke. February 15, 2016 http://davidduke.com/rethinking-khazar-theory/