Ekim 2016


Daha önce tarikatlardaki dinsel sapmayı, Sabetayist ve Yahudi emarelerini anlatan bir makale yazmıştım. Adı: TEKKENİN TEKERİ. Yazının sonunda link vereceğim.

Birkaç kez gittiğim ve her gittiğimde yeni kanaatlerle döndüğüm Galata Mevlevihanesi'ne bugün yeniden gittim. Daha önce de görüntülemiş olmama rağmen, bu fotoğrafı kullanmadım. Bugün zamanıdır...

Yukarıda gördüğünüz fotoğraf, Galata Mevlevihanesi'nde sergilenen bir eser. Eserin altında; "Taht üzerinde sikke" yazıyor başka hiçbir açıklama yok.

Çerçeve içine yapılmış eserin, iki yanında iki sütun ve ortasında damalı bir zemin var. Bu zemin üzerinde bir taht ve tahtın üzerinde sikke (mevlevi başlığı) bulunuyor. 
Belli ki Mevleviler için büyük önem arz ediyor bu betimleme. Tahtın arkasında da Hz. Ali'nin kılıcı ZÜLFİKAR resmedilmiş.

Yahudilik ve masonluk konularına az da olsa ilgisi olan bununla ilgili bir iki kitap okuyan herkes aslında bu fotoğraftaki sütunlara yabancı değil. Nasıl olmuş da bugüne kadar mevlevihanedeki bu tablonun kimse farkına varmamış hayret.

Fotoğraftaki iki sütun, tüm YAHUDİ ve MASONİK kaynaklarda geçen JAKİN-BOAZ sütunlarıdır. Yahudiler bu iki sütunun Süleyman Mabedi'nin girişinde bulunduğuna inanıyorlar ve onlar için kutsiyet taşıyor.
Jakin ve Boaz sütunları ile damalı zemin tüm Masonik kaynaklarda geçmektedir.

Bu iki sütun hakkında Tevrat’ta, (1. Krallar 7:15 ve Tarihler 3;17) "Hiram, her birinin yüksekliği 18 arşın ve çevresi 12 arşın olan 2 tunç sütun döktü. Sütunların üzerine koymak için beşer arşın yüksekliğinde dökme tunçtan 2 sütun başlığı yaptı.Sütunları tapınağın önüne diktirip sağdakine Yakin, soldakine Boaz adını verdi." diye yazar.
Mason mabedlerinde de Jakin ve Boaz sütunları mutlaka kullanılmıştır. Bu iki sütunun sınırlarını kendi iç ve dış dünya sınırları olarak düşünmektedirler. Masonlar ayrıca sütunların Mısır kökenli olduğuna ve Mısır'ın baş tanrısı Ptah'a adanmış Amenta isimli tapınağın girişinde bulunduğuna inanırlar.

Sütunlara Mevleviler'in nasıl bir anlam yüklediğini doğrusu bilemiyorum. Daha önce tarikatlarla ilgili yaptığım araştırmalarda, Mevlevi, Rufai, Hurufi ve Melami gibi batıni tarikatlarda Sabetayistler'in yapılandığını görmüştüm.

Şarap içip, kadın alemi yapan Mevlevi şeyhleri Osmanlı belgelerine dahi geçmiş. Mevlevi ayinlerine piyano ve viyolonselin eşlik etmesi, şeyhliğin babadan oğula geçmesi, kilisede mevlevi ayini düzenlenmesi meselelerinin İslami boyut taşıyıp taşımadığını size bırakıyorum.

 **********

Sabetay Sevi mehdilik iddiasında bulunduktan sonra 1666 yılında, idamdan kurtulmak için Müslüman olduğunu söylemesinin ardından İslamı gerçekten kabul edip etmediğini tetkik amaçlı bir divan kurulur. Divanda sultan IV. Mehmed'in imamı ve çok saygı duyduğu Vânî (Vanlı) Mehmed Efendi de bulunur. Divan karşısına çıkan Sevi'nin anlattıklarına Vânî Mehmed Efendi inanmamasına rağmen, "Bu adamın müslümanlığı kalbî hisler ve ihlâs ile kabûl ettiğine kâni değilim. Fakat dînimiz şüpheyi reddeder ve kişinin îmânı üzerinde hüküm ancak cenâb-ı Hakk'ındır. Bu îtibârla ihlâs ile müslüman olmasını niyâzdan başka bir şey yapamam." diyerek Sabetay Sevi'nin Müslümanlığını onaylar.

Vânî Mehmed Efendi bir yıl sonra Batıni tarikatlardaki gerçeği görmüş olacak ki, padişahı ikna ederek, sema ve zikri yasaklatır. Pek çok Mevlevihane ve diğer batıni tekkeler kapatılır. Mehmed Efendi tekke ve tarikatların peygamber döneminde olmadığını, bunların halkı büyük ölçüde etkilediğini, halkın türbe ve tekkelerden fazlasıyla ümid beklediğini düşünüyordu.
Vânî Mehmed Efendi 1683 senesinde Sadrâzam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa komutasındaki İkinci Viyana Seferine ordu şeyhi olarak katıldıktan sonra, Bursa yakınlarındaki Kestel köyüne gönderildi. Aynı yıl İstanbul'dan başlayarak Mevlevihaneler ve tekkeler açılmaya başladı.
Mevleviler Osmanlı bürokrasisinin içinde oldukça güçlüydüler. Devlet ricalinde çalışmak ve yükselmek isteyenler, bir Mevlevi dergahına intisap ediyordu.

**********

Şarap içip, alem yapan şeyh.
Mevlevi şeyhinin mezarı başında öldürülen Yahudi işadamı.
Şeyh torunlarının Yahudiler ile evlenmesi.
Özbekler Tekkesi'ne kimin külleri gömüldü?
Tekkeyi kapatıp meyhaneye giden, ünlü futbolcu kim?
Kilisede Şeb-i Aruz Töreni.
Mesnevi'deki şirkler.

Hepsi TEKKENİN TEKERİ adlı makalede: link: https://kemalkaplan.blogspot.com.tr/2014/05/tekkenin-tekeri.html

KEMAL KAPLAN - 6 EKİM 2016



KEMÂL KAPLAN
3 Ekim 2016

Nuri sigarasını tüttürüp Yüksek Kaldırımı tırmanırken, yıllar önce geldiği İstanbul'da neler yaşayacağından bîhaberdi. Tünel'e geldiğinde  önünde uzanan, nam-ı diğer Cadde-i Kebir'in bin yıllık yorgunluğunu adeta kaslarında hissetti. Bitmek üzere olan sigarasına yenisini bağladı. Derin bir nefes çekip, dumanının bir kısmını ciğerlerine hapsedip, kalanını burnundan salıverdi mavi-gri gökyüzüne doğru.

Yeşilçam Sokağı'nın girişinde duvara yaslanarak, kalabalığın arasında karşı sokağa bakıp, Cemâl ustanın dükkanı aklına geldi. Nuri belki de, mesleğinin en güzel günlerini  geçirdi o dükkânda. Nasıl geçirmesin ki; Cemâl usta dönemin en gözde oyuncularından OYA AYDOĞAN'ın babası idi. Oya arada bir uğrardı dükkâna, Nuri için bulunmaz zamanlardı.  Cemâl usta, Erzincan'dan göçtükten sonra Beyoğlu'nda hatırı sayılır terziler içinde yer almıştı.  

Beyoğlu terzileri içinde öyle biri vardı ki, sonraki yıllarda adını tüm Türkiye duyacaktı: Yıldırım Mayruk.

Mayruk'un ünlü bir modacı olmasının hikayesi Gönül Yazar'ın kendisine bir elbise diktirmesiyle başlıyor. Yazar'a Mayruk'u tavsiye edenin ise Erol Simavi olduğu söyleniyor.

Nuri kısa bir süre Yıldırım Mayruk'un yanında da çalışmıştı. Aradan uzun yıllar geçmiş, O'nun Beyoğlu terzileri arasında arşınladığı yollarda, bugün bulundukları bölgenin tarihine çok uzak bir nesil yürüyordu. Beyoğlu'na geliş sebepleri sadece eğlence olan bir nesil....

Hayatının uzunca bir bölümünü geçirdiği Beyoğlu'nda, mesleğe vefa adına bir araştırmaya başlayan Nuri, yıllarca belge, bilgi ve görsel malzeme toplayarak BEYOĞLU TERZİLERİ hakkında önemli bir arşive sahip oldu.

Bu arşiv bugün Kültür Bakanlığı desteğiyle belgesel filme dönüşüyor. Türkiye'nin kültür hazinesine, MİLLİ HAFIZAya büyük katkılarından dolayı teşekkürler NURİ KAYMAZ.

KUMBURGAZ'DAN BELGESELE GİDEN YOL

Oya Aydoğan'ı ilk gördüğümde henüz 17 yaşlarımda idim. Denize girmek için, Kumburgaz'a günübirlik gider-gelirdik arkadaşlarla. Aydoğan'ın yazlığının önündeki kumsala kamp kurardık. Hafta sonu gittiğimizde onu göremez olsak da, hafta arası kumsal tenha iken, mayosunu giyer yanımıza gelir birlikte denize girerdik. Oya Aydoğan ile denize girmek bizim için rüya gibiydi. Aydoğan'ın zirvede olduğu yıllardı. Filmlerini izlediğin bir kadın ile denize birlikte girmek elde edilemeyecek bir durumdu o yaştaki bizler için. 
Bir hafta boyunca yaşadıklarımızı arkadaşlarımıza anlatır hava atardık. 4 kişiydik, hiçbirimiz Oya Aydoğan'ın yazlığının yerini diğer arkadaşlara söylemezdik. Öyle ya, bu zevk sadece bize ait olmalıydı.

Aradan uzun yıllar geçti gazetecilik dönemimde birkaç davette karşılaşmıştık. Kendimi hatırlattığımda ayak üstü o günleri yâd etmiştik.

Nuri Kaymaz'ın belgesel projesi gündeme geldiğinde ve Nuri Oya Aydoğan ile olan ilişkisini anlattığında, ona hemen "bu projede Aydoğan da olmalı" demiştim. Nuri "şahane olur" diyerek onaylamıştı.

Sonrasında Oya Aydoğan'a projeyi anlatmıştım. Nuri'nin adını duyunca ayrı bir sevinç kaplamıştı yüzünü. Böyle bir projeye seve seve katkı sağlayacağını söylemişti. Olmadı. Ömrü vefâ etmedi.

Oya Aydoğan'ın babası Cemal Aydoğan Erzincan'dan göçmüş kızını Fransız lisesinde okutmuş, Beyoğlu'nun emektar terzileri arasındadır.

BELGESELDEN NOTLAR

Belgeselin adı: PERA'DA MODA.
Roma İmparatorluğu'ndan bu yana Pera yabancı bölgesi olma özelliğini yüzlerce yıl sürdürdü. Roma Dönemi'nde Ceneviz, Venedik ağırlıklı bir nüfus popülasyonuna sahip bölge Osmanlı'da, Levanten ve yabancı ziyaretçilerin de ikâmet ettikleri yer haline geldi. Yüzlerce yıl moda ve eğlencenin merkezi oldu.

- Pera, Beyoğlu'na evrilirken, terzilik ve moda gayrimüslimlerin tekelindeydi. 6-7 Eylül 1955 tarihine kadar öyle kaldı. Belgeselde Osmanlı'dan günümüze uzanan Pera'nın hikayesi anlatılıyor.

- İstiklal Caddesi'ndeki dönemin en büyük mağazaları olan, Orozdibak, Tiring, Luvr, Karlman, Stein, Brod, Mayer İstanbullular'a Avrupa'nın modasını taşırdı. Hazzo Pulo Pasajı gibi onlarca pasajda terziler, varsıl erkek ve kadınlara elbise dikmeye yetiştiremezdi.

- Belgeselin çekimlerine Oya Aydoğan da katılacaktı. Çocukluğunun geçtiği Beyoğlu'nu,  babasının dükkânını ve çocukluğunda babasına nasıl yardım ettiğini anlatacaktı. Olmadı... 

- Belgeselde yer alan en önemli konu ise; 6-7 Eylül olayları: Beyoğlu'nda o dönem Rum ve Ermeni terziler çoğunlukta. Türkiye'nin moda merkezi olan Beyoğlu dünyanın da moda merkezi olma yolunda ilerliyor. New-York, Milano daha sahneye çıkmamış. 

- Dokumacılar ünlü İngiliz kumaşına denk gelecek bir kumaş cinsi üzerine çalışıyor.  Birden olaylar patlıyor. Beyoğlu toz-duman... Rum ve Ermeni vatandaşlara ait dükkânlar talan ediliyor. Yahudilerinkilere dokunulmuyor.

- 6-7 Eylül Beyoğlu'nda bir milat belgeselde bu konu şöyle işlenmiş: Olayların akabinde Rum ve Ermeni terziler, kumaş tüccarları ülkeyi terk ediyor. Bir kısmı Avrupa bir kısmı da Amerika'ya göç ediyor ve gittikleri yerde büyük moda merkezleri kuruyorlar. Milano ve New-York'un yıldızı, İstanbul'dan göçen terziler sayesinde parlıyor.

 
6-7 Eylül olaylarında binlerce mağaza yağmalanmıştı. Yağmalanan kumaş ve giyim eşyaları, İstanbul'un çeşitli semtlerinde aylarca pazarlarda satılmıştır.

Mahyacı Sokak'ta bulunan Terzi Abbas hem dönemin Yeşilçam oyuncularına hem de iş adamlarına hizmet veriyordu. Fotoğrafta ünlü oyuncu Danyal Topatan elbise diktiriyor.

Bugün daha çok cafeleriyle öne çıkan Hazzo Pulo Pasajı'nda terziler ve hazır giyim mağazaları vardı.